Ana Sayfa
RSSler
Alışveriş
Basın ve Yayın
Bilgisayar
Bilim
Çocuklar ve Gençler
Eğlence ve Yaşam
Ekonomi
Kaynaklar
Kültür Sanat
Sağlık
Spor
Teknoloji
Toplum


Arama

Son Arananlar
gsm serkalac 1844 metal spa remus tarkanex TIP DOKTORU Pazarlama erkekler YANLIZLIK NAKIŞ MAKİNAS 1994 KARTAL damper dorse Türkçe Vista SP 1 TükVista XP TükVista Teması XP service pack 3 vista

İstatistik
Şuan 13 kategori altında toplam 36204 yazı bulunmaktadır...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yoksul çocuk ve elma ağacı
Ulu bir dağın eteğinde küçük bir köy ve o köyün karşı yamacında, sık yemyeşil yaprakları ile parlak kırmızı elmaları olan dibine her yaz sıcağı gölge ve serinlik veren bir elma ağacı varmış bir zamanlar. Ağacın dalları arasına yuva yapmış olan kuşlar, yaprakların arasında korunup, kanat çırparak daldan dala uçuşur, şarkılar söylermişler mutluluk içinde. Bir de her gün bu elma ağacını ziyaret eden gülünce yüzünde güller açan Ali adında yoksul ve zeki bir çocuk varmış. Ey güzel çocuk duyuyor musun beni? Küçük Ali bu sesin nereden geldiğini anlayamamış şaşkın şaşkın etrafına bakınıp durmuş, sonra farketmiş ki üstünde yemyeşil yaprakları ve kıpkırmızı elmalarıyla görkemlice duran elma ağacı dile gelmiş konuşmakta. Ey sevgili elma ağacı sen konuşabiliyor musun? diye merakla sormuş elma ağacına... - Tabii, demiş elma ağacı, sen nasıl konuşabiliyorsan ben de öyle konuşurum ama kimse beni duymuyor çünkü durup dinlemiyor. Elmalarımdan alan hemen uzaklaşıyor burdan... - Bağışla, demiş küçük Ali, bunca zamandır altından gelir geçerim sesini hiç duymamıştım, durup dinlememiştim. Ama bugün karnım açtı elma yemek için geldim buraya, konuştuğunu duyunca önce şaşırdım ama şimdi seni anlıyorum. Çünkü benimde arkadaşım yok benimle de kimse konuşmuyor çok yalnızım... Fakir ve yetim olduğu için kimsenin kendisiyle arkadaşlık yapmadığını söylemiş Ali. -Elma ağacı önce derin bir iç geçirmiş ve sonra küçük Aliye benimle arkadaş olur musun sana her gün elmalarımdan veririm karnını doyurursun? demiş. Küçük Ali öyle duygulanmış ki cevap verememiş, cevap yerine sarılıp elma ağacına iki damla gözyaşı dökmüş yanağından... Elma ağacı da çok duygulanmış,benim de derdim bir candan arkadaşımın olmayışı elmalarımdan alan çekip gidiyor burdan demiş. Küçük Ali ağaçtan aldığı iki elmayı hemen afiyetle indirmiş midesine. Sonra dönüp yeni dostuna teşekkür etmiş. - Gerçekten de bu güne kadar böyle lezzetlisini yememişti Ali. O günden sonra küçük Ali ile elma ağacı çok iyi dost ve iki candan arkadaş olmuşlar, hemen hergün buluşup kuşların cıvıltıları, suların çağıltıları arasında beraber güler, beraber ağlar, beraber oynar olmuşlar O günden sonra bütün ağaçlarla, bitkilerle, çiçeklerle dost olmuş, kuşlarla, hayvanlarla konuşur olmuş Ali elma ağacının yardımıyla... Annesi ölünce babası ve kardeşleriyle ortada kalmış Ali. Her gün ırgatlığa gidip tarla, bağ ve bahçelerde çalışarak günlük rızkını temin eden babası, getirdiği üç beş kuruşla çocuklarının geçimini sağlarmış. Bir gün babası da hastalanınca eve bir şey getirecek kimse kalmamış, derken iş çocukların en büyüğü olan Alinin başına kalmış. Günler böyle sevgi ve neşe içinde geçip giderken bir gün Ali üzgün bir şekilde gelmiş elma ağacının yanına, bu defa çok hüzünlü ve endişeliymiş. Elma ağacı. Söyle demiş Ali kardeş, neden bu kadar üzgün ve telaşlısın, bir şey mi oldu acaba? Sorma elma kardeş babam hasta çalışan kimsemiz yok. kardeşlerim aç, hazır paramızda kalmadı. Ne yapacağımızı bilemez olduk?. demiş. Üzülme diye yanıtlamış elma ağacı, her şeyin bir çaresi vardır. Bak sana güzel elmalarımdan vereyim, ür çarşıda, pazarda sat, çok paran olur diye teselli de bulunmuş. Sevincinden ne yapacağını bilememiş Ali, elma ağacına doğru akan kalbindeki sevgi sıcaklığını hissetmiş o an. O günden sonra Ali devamlı gelip arkadaşının sunduğu kırmızı sihirli elmaları ürüp satmış. Bir zaman sonra ihtiyacından çok daha fazla parası olmuş. Ve her zaman olduğu gibi yine sevinçle oynamaya devam etmişler. Ali bir gün yine çok dalgın ve üzgünmüş, canı hiç oynamak istemiyormuş. Elma ağacı canının sıkkın olduğunu gören Aliye Söyle bakalım Ali kardeş canın yine bir şeye mi sıkıldı. Sorma elma ağacı kardeş, kerten örülü küçüçük bir evimiz vardı yağmura dayanamayıp yıkıldı, babam ve kardeşlerimle açıkta kaldık. Bununda bir çaresi var Ali kardeş, yeter ki üzülme. Al bu dallarımdan ür, onlarla kendinize bir barınak yapın içine girin, rüzgardan, yağmurdan korunursunuz. Deyip yine teselli etmiş Ali arkadaşını. Çocuk sevgiyle, minnetle bakmış elma ağacına. Başlamışlar oyunlar kurmaya yeniden... Aylar yel gibi, yıllar sel gibi geçip giderken küçük Ali büyük Ali olmuş derken hayalleri de büyümüş. Bir gün yine dalgınsın Ali kardeş, acaba bilmediğim bir şey mi vardiye seslenmiş elma ağacı. Ben çocuk değilim artık elma ağacı kardeş, büyüdüm, hayallerimde büyüdü, karşı koyları merak ediyorum, dağların öte yanını, dünyayı gezip görmek, tanımak istiyorum... Onunda bir çaresi var Ali kardeş. Kes dallarımın bir kısmını, sağlam bir kayık yap kendine, yanına da elmalarımdan bol bol al, gezip gör dünyayı. Gittiğin yerlerde bana haber sal kuşlarla, selam yolla ki, içim rahat olsun olur mu? unutma emi! Diye tembih etmiş ve de fazla uzaklara açılma ne olur ne olmaz bazı yerler tekin olmayabilir, sana bir şey olursa üzülürüm. Deyip uyarmış arkadaşını. Bu incecik filizlerimi, çekirdeklerimi yanına almanı ve gittiğin her yere dikmeni istiyorum. Büyüyüp ağaç olsunlar, meyve versinler, gölge olsunlar, yiyen herkes şifa bulsun, şifa dağıtsın dört bir yana Benim tomurcuklarım her iklimi sever, nerde olursa olsun toprağın kucakladığı her filizim yemiş verirdemiş, elma ağacı. Elma ağacına sarılıp öpmüş, sevgi dolu gözlerle yüreği titreyerek bakmış Ali ve sen meraklanma arkadaşım bana bir şeycikler olmaz, ayrıca uyarıların için de teşekkür ederim deyip gülümsemiş kırmızı yanaklı elma ağacına hey canım arkadaşım, sevgili elma ağacım, sen sonsuza yaşa emi. Deyip fısıldamış. En zor anlarımda hep yanımda oldun, yardım ettin, bana sonsuz sevgini verdin, doğruyu gösterdin. Ne mutlu bana ki, senin gibi candan bir dostum var Elma ağacının gövdesi ve dallarından, babasıyla beraber hazırladığı kayıkla ayrılmış oradan içi ağlayarak, o büyülü uzak yolculuk başlamış. Yemyeşil rengarenk pırıl pırıl nehirlerde ve derin mi derin vadilerde geçip giderken kalbinin en derinlerinde arkadaşı elma ağacını da ürüyormuş. Kayığın içinde mutluydu, bu ucsuz bucaksız mavi gökler, bu dingin sular ülkesi Alinin ülkesiydi artik. Küçük kayık, sonunda tertemiz suların üzerinde sessizce kaymaya başlamış. Nihayet içindeki sesin çağrısına uymuştu Ali. Gidebildiği yere kadar gidecekti. Nehirin üzerinde arkadaşını düşünmüş, büyük bir sessizlik kaplamış, yalnızca ılık bir esinti hissediyormuş yanaklarında. Ali ağlamış en iyi arkadaşını terkettiği için, sessiz nehir gözlerinden yanaklarına akıyormuş sanki, keşke arkadaşını terketmeseydi diye geçirmiş içinden Yalnızlık bir yana ama en iyi arkadaşının yokluğunu yüreğinde bir yara gibi hissetmiş. Gözyaşları öyle çoğalmışki, sanki nehir gözlerinin içinden akıyormuş Uyumuş Alicik gözlerini açtığı zaman kendisini büyülü bir atmosferde bulmuş. Mavisi yeşiline karışmış, uzun uzun ağaçların gölgelerini ve meyvalarını cömertçe sunduğu, renk renk çiçeklerin açtığı, kuşların cıvıl cıvıl öttüğü , pırıl pırıl suların aktığı, tertemiz havasıyla insanoğlunun pek uğramadığı bir yere gelmiş. Her tarafta ceylanlar boy boy çeşit çeşit hayvanlar biribiriyle oynayarak otluyorlarmış. Ama candan arkadaşından uzak, sevdiklerinden ayrı bir büyümüş çocuk vardı Elma ağacına kuşlarla haber iletmiş her gitti yere, elma ağacından haber almış kuş kanatlarında Ali gittiği her yere elma ağacının tohumunu ekmiş, gittiği her yerde tohumlar filizlenmiş sevgiye. Sonra elma vermeye başlamışlar büyüdükçe. Kuşlar insanlar ve hayvanlar elma ağaçlarının altında buluştukça elma ağaçları da mutluluk dağıtmış etraflarına, böylece tüm canlılara elmalarından vermişler her yaz görkemli ve güçlü dallarıyla . Aradan çok uzun yıllar geçmiş. Ak sakallı, karlı dağların tepesini andıran başıyla ihtiyar bir adam çıka gelmiş, elinde baston yavaş yavaş yürümüş elma ağacına doğru. Elma ağacının altına gelince, başını kaldırıp sonsuz bir sevgiyle bakmış. Elma ağacı tanımış o eski arkadaşını kırlardan topladığı bir demet papatyayı bırakmış gövdesinin yanına ve sarılıp usulca seni seviyorum demiş. _ ALINTIDIR _
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
.::.Yağmur.::.
*Resim: http://www.niagarafallshydro.on.ca/nf_hydro/assets/Viintage%20Pics/NF%20Street%20Night.jpg * *Dışarıda bir yağmur serin ve ince* *Üşür sokaklarda evsiz kediler* *Bir ölüm yalnızlığı bende her gece* *Siyaha bürünür mechul sevgiler* *Resim: http://celticwriter.typepad.com/images/night_rain_at_omiya.jpg * *Dışarıda bir yağmur serin ve ince* *Bir sevda türküsü söyler karanlık* *Evlerde ışıklar söner sessizce* *Kapımda belirir o an yalnızlık* *Resim: http://nocolorblue.com/bw/images/Butler_night_rain.jpg * *Dışarıda bir yağmur serin ve ince* *Kimsesiz caddeleri taşır içime* *Her köşe başında bir hayal bekler* *Zifiri bir korku salar içime* *Resim: http://gallery.photo.net/photo/5791966-lg.jpg * *Dışarıda bir yağmur serin ve ince* *Saçlarımı dağıtır bir deli rüzgar* *Ta arşa yükselir ayak seslerim* *Gönlümü harman eder gizli günahlar* *Resim: http://serzenis.files.wordpress.com/2007/06/mavi-yokus.jpg * *Dışarıda bir yağmur çılgın ve ince* *Secdeya kapanır çıplak ağaçlar* *Koşmaktan, yorulmaktan sızlar her yerim* *Düzlüklere inat uzar bende yokuşlar*
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bana Bir Sen Dile
*BANA BİR SEN DİLE *Sonbaharlarda dökülen yaprakların sonunu ikimiz de biliyoruz, giden göçmen kuşların bir daha geri dönemediklerini de. karlı havalarda gökkuşağının çıkmayacağını, güneş varken yıldızların görünemeyeceğini ikimiz de biliyoruz. yeni bir mevsim değil, yeni bir hayat, bir yıldız değil de bana bir sen dile yeni bir sevdayı denemek için. bavuluma tüm kitaplarımı, şiirlerimi,giysilerimi koydum. kokumu , sesimi, yüreğimi koyamadığımı ikimiz de biliyoruz çıkılan kapıdan bir daha asla girilemeyeceğini, harcanmış bir yüreğin yaralarının sarılamayacağını, yeni bir sevdaya lekesiz bir başlangıç yapılamayacağını ikimiz de biliyoruz bu yüzden bana seni değil yeni bir sen dile olur mu ALINTIDIR
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
sen yoktun
*Resim: http://www.balcanet.net/resima/ivirzivir/siir10184-1.jpg Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine, ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim. Sen yoktun... Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında. Her köşeyi, her parkı, her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım. Sen yoktun... Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı. Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken beni enkazın altından çekip alacak elini aradım. Sen yoktun... Özlem şarkılarını ezberledim. Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla söyledim. Karanlığa haykırdım hasretimi. Sesimi duyacaksın diye bekledim. Sen yoktun... Senden gelecek bir tek haberi bekledim. Saatler asırlar gibi geldi, geçmedi. Çalan her telefonu yüreğimin deli bir çağlayana dönen atışlarıyla açtım. Senden başka duyduğum her seste hep aynı hayâl kırıklığını yaşadım. Onlar beni duymak istiyordu, bense seni. Sen yoktun... Seni aramaktan yorgun düşmüş bedenimi karanlığın kucağına uzattım her gece. Bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasını istedim. Olmadı. Kaç gece sabahı ettim gözlerimi kapamadan, kaç gece merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye. Sen yoktun... Her yağmurla birlikte hüzün de yağdı bu kentin üzerine. Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için. Beni ıslatan yağmur olmadı. Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim. Hayat; merhaba dedi bahara çiçek çiçek. Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm. Sen yoktun... Her istasyon her otogar adresim oldu. Bir trenden inersin sandım. Otobüslerdeki her yolcuya sensin diye baktım. Ya da yolculuklara vurdum kendimi. Kimsenin uğramadığı köylere, adı duyulmamış kasabalara gittim. Senden bir iz aradım. Sen yoktun... Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım. Kıyılarda tükettim bekleyişlerimi. Hep sensiz gemiler geçti limanlardan. Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim. Sen yoktun... Gözümden bir tek damla yaş akmadı. Onlar sana aitti, sana kalmalıydı. Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım. Nice fırtınalar koptu yüreğimde. Dalgalar dövdü hayallerimi. Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım. İçimi dökecek bir insan aradım. Sen yoktun... Her gece ay paramparça oldu. Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara. Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim. Ayı avucunda bana getirmeni bekledim. Ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kapkara dünyamı. Ama. **Sen yoktun*...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
S£n GeL!ncE
*Resim: http://www.pozitifstil.com/ImagesUye/MidImages/img_pembe%20ve%20siyah042.jpg * *Sen Gelince* *Ilık bir güneş gibi doğarsın şafağıma,* *Gonca gonca açarsın, senle bahar neşelenir.* *Gelincikler açarken bayırıma bağıma,* *Bulutlarda damlalar,dağda kar neşelenir.* *Resim: http://www.iconarchive.com/icons/rokey/the-blacy/black-heart-48x48.png * *Yel sana doğru eser,sana cıvıldar kuşlar,* *Kalpler sana güpülder,sana efkarlı başlar,* *Kurulan hayalsin sen ,senle süslenir düşler,* *Semtime gelince sen,köy, kenar neşelenir.* *Resim: http://www.iconarchive.com/icons/rokey/the-blacy/black-heart-48x48.png * *Sen gelmeyince arı bal yapmaz,çiçek açmaz,* *Çayır çimen gövermez,böcek kelebek uçmaz,* *Akasya,söğüt küser; iğdeler koku saçmaz,* *Konunca gölgesine sevdam,çınar neşelenir.* *Resim: http://www.iconarchive.com/icons/rokey/the-blacy/black-heart-48x48.png * *Sen yürürken peşinden,alem kökten sökülür;* *Başından aşağıya ilkbaharlar dökülür;* *Çağıldayan ırmaklar sana doğru bükülür;* *Tenine can katacak bin pınar neşelenir.* *Resim: http://www.iconarchive.com/icons/rokey/the-blacy/black-heart-48x48.png * *En güzel ninnilerde annelerin sesisin;* *Bir meltemin busesi,gülüşü,nefesisin.* *En tatlı imbatların nihavent bestesisin.* *Saçlarını dağıtan bu rüzgar neşelenir.* *Resim: http://www.iconarchive.com/icons/rokey/the-blacy/black-heart-48x48.png * *Ömre ömür katılır,tatlı demler gün olur,* *Ayak basışın destan,iltican da şan olur;* *Teşrifinle hüzünlü yüreğimiz şen olur,* *Gelişinle gam gider,gayrı yar neşelenir.*
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
aldatmaca
İlyas ile Temel karşılıklı oturmuşlar sohbet ediyorlarmış. Konuşma sırasında iş kimin daha zeki olduğuna gelip dayanmış ve iki uşak birbirine bilmece sormaya karar vermiş. İlk bilmeceyi İlyas sormuş: - "Saridur, kafestedur, öter... Pu nedur, pill bakayrum..." Temel hemen, "Kanaryadur" cevabını yapıştırmış. Fakat İlyas hayır anlamında kafasını kaldırır. Temel, birbiri ardına bütün kuşların adını sayıp döker. Fakat her seferinde İlyas hayır deyince pes etmek zorunda kalır. İlyas büyük bir sevinç içinde, - "Haçan insan hamsiyu pilmez mu?" deyince Temel hemen atılır. - "Hamsi saru değuldur ki?" - "Boyamuşumdur.." - "Kafeste midur?" - "Koymişumdur.." Temel şaşırır: "Peku öter mu hamsi?" - "O da aldatmacasıdur işin daa!.."
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
_Gül Çiçek_
*GÜL ÇİÇEK* Geceyarısı, karanlık bir bozkırda Işıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım içinde onca insan, içinde dünya... Soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum Ve bilmeyen sonsuzluk nedir, Haklı olan kim bu kargaşada? Ateş ve su, yaşam ve ölüm, irin ve şiir Ucu bucağı olmayan bu çığlıgın Ortasında nasıl barışılabilir? Anlamak isterim, hangi yasa Bir beşikle bir darağacını Aynı ağaçtan, ne adına varedebilir? Sorular sormak icin geldim şu dünyaya Yasım acıların yasıdır Boynumu üzgün bir çicek gibi kırıp da Yollara düştügümde, başımda deniz köpüklerinden Ya da sabah yellerinden bir taçla Yürüdüğüme inanırdım - yanılırdım Geceyi günle, acıyı sevinçle kardığım Bu söylencenin bir yerinde durakladım Ve anlatamadım, konuşamadım bir daha. Acını ödünç ver bana, gözyaşlarını Damarlarında uyuyan sevinci ödünç ver Yitirdim çünkü onları da.. İlenmiyorum, el çırpmıyorum artık Ne aklımda yaşadıklarım üstüne düşünceler Ne de geleceğime dair bir tasa. Gelirken çan çalmıyor yalnızlık Bir adam, bir sokak, bir ev Yüzle, gülüşler, susuşlar boyunca Soruların vardı senin, ne çok soruların Gözlerin dunyayı eleyip dururdu boyuna Bir fısıltı gibi başladı sevgim Çığlık oldu, kağıtlarda çiçek açtı sonra Sonrası...Mutlu bile olduk bazı Artık sen yadsısan da ne kadar Ya da ben bilmiyorum mutluluk nedir Anlatsın yollar, yollar, yollar... Şimdi gece, soluğumu verdim içime Az önce kağıtlara gül kuruları serptim Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım Öylece serptim, seni yazacağım diye Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın Aklımın almadığı bir yerde, öylesin Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık Bize artık yeter de artar bile... Dünyanın ölümünü gördüm, suyun toprağın En yakın dostlarımın birer birer Vakitsiz açan çiçeklerin, vakitli doğan çocukların Ölümünü gördüm, ama kimse İnandıramaz beni öldüğüne sevgilerin! Yaşam ki bir kum saatidir usulca akan Dolan sevgilerimizdir biz boşaldıkca Yaşımız biraz da sevgilerimizin akranıdır Vereceğimiz tek şey budur dünyaya. Şu dağılgan yüreğimi, şu köpüklere imrenen Yüreğimi bir gün yollara atarsam Bir gün bir nehir yataklarına dolarsam, korkarım Suyumun coğu senden yana akacak Bütün sözcüklere adını ekleyeceğim Güldeniz, Gülekmek, Gülyağmur, Gülsarap Gülaşk, Gülsiir, Gülahmet, Gülerhan Ey gül yaşamım, yitip giden düşlerim! Gecelerdi, solgun - sessiz tüterdi yüzün Yatağımda bir kımıltıydın, dilimde türkü Uykusunda konuşurken sesini öptüğüm Varmak için beyninin kıvrak dağ yollarına Kokundu, bedenimi saran o ince buğu Esintisinde usul usul yürüdüğüm Ki değişmem yaseminlerle, portakal ağaçlarıyla.. Sanki bir kız yürürdü yollarda Evimin sokağına girer, paspasa ayaklarını silerdi Kapımı açardı gümüş bir anahtarla Sanki hep gelirdi, sevişirdik bazı, konuşurduk Tozlu kitapların yığıldığı odalarda Kalırdı duvarlarda gülüşünden bir tini Yatağımda bedeninden bir oyuk. Benimse ellerim titrerdi, alnının aklığından Saçlarına saçlarına doğru titrerdi Şimdi kağıtların üstünde gidip gelen ellerim Titremiyor artık , yolunu biliyor şimdi Geceyarılarını çoktan geçti Bu şiir bitmeyince varolmayacak ellerim Ellerim uykusuz, ellerim geberesiye yalnız Süzülüp alçalıyor karanlığa doğru. Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık Bir akdeniz kentinde limon koklayan Ve hep ufkun ardına bakan çocuk Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden Çaldı yüzünü bir yaşamlık Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık. Yeryüzünden silinmiş ırkların sonuncusuyum ben Oturup da şimdi aşk şiiri yazmam bundan Gülsün köpek sürüsü, lime lime edip Bu dizeleri, satsınlar haraç-mezat Doğru, benden sonra da tufan kopmayacak Ama haykıracağim laflarını tuzla kesip Yitip giden bu aşkı, nefesim tukenene dek. Beynime bir sarkaç gibi vuruyor sorular Neresinde yanıldik biz bu yaşamın? Hangi el bozdu büyüyü, hangi yazı Acılara hüküm verdi, soldan sağa taşarak? Kalbimde yillardır kabuk bağladı yaralar Ödüm kopuyor, bir gun hepsi birden kanamaya başlayacak diye Yenilmeyeceğim, boyun eğmeyeceğim hiçbir şeye Hep direnen bir yanım kalacak Adımın soluk izi, acının seyir defterinde. şimdi gece, bindokuzyuz*****enikiyle Üçyüzaltmışbeşi çarp - oradayım işte Yorgun değilim, umarsızım yalnızca Geçmişle geleceğin öpüştüğü yerde bir nokta Gibiyim ve çoktan dürüldü defterim Uçurumlar üstünde uçuşur dizelerim Onlara köprü olacak bir beden yoksa da.. Bu benim yalnızlığım, dalsızlığım benim Kana kana içtiğim çesmelerden susayarak ayrılmak Titreyen bir ışık karanlıklarda Onu kim görebilir, kim tanıyabilir? Sonuda hep bir soruyla karşı karşıya kalmak Boynumun borcu bu, ödenmedi yıllardır. Her aşktan böyle bir şiir kaldı bende Yaşamımın bir dilimini özetleyen Unutuşun çiçekleri bunun için hic açmıyor Donuyor bir gülüş tek bir dizede Yaşanmış yüzlerce anı, buruk bir özlem Çivileniyor beynimin bir yerlerine Geride -hayır- acılar filan da kalmıyor Bir boşluk yalnızca, uçurumlara özenen. Nefret ediyorum ve seviyorum seni Girdiğin bütün kapıları açık bırak Birazdan git diyebilirim çünkü.. Çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini Tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını Çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak Uzayan, akan bir irin yolu gibi. Sözcükleri güden çobanları var kalbimin Beynimin yaşamı saran kıskaçları Bitsin dediğim yerde bunun icin başlıyorum Yitirdiğim her şeye dönüp de bakmam bundan Sensin yalnızlığa uzanan yolların düğüm yeri Ama şu anda içimde öyle çoğulsun ki Böyle irkilmezdim dünyayı kucaklasam. Çapraz yalnızlıklar astım göğsüme Yollarda bir savaşçı gibi yürüdüğüm doğrudur Gözlerle, dillerle kuşatilmis bir ülke kalbimdir ona tek sınır Susmayı bunun icin severim bir cığlık gibi Donup kalır sesim kendi göğünde Onu ne anlayan, ne de duyan bulunur. Yaşamım sonsuz bir hac yolculuğuna dönüşüyor burada Kendi içimde ya da uzak yollarda Bulduğum ve yitirdiğim bütün varlıklar Bir mozayiğe biçim veriyorlar sessizce.. Bende dünyanın acısıyla sevinci öpüşüyor Irmakların birleştiği o nokta benim İtilip tekmelendiğim bütün kapılarda Bana atılan her taş şimdi çiçek açıyor. Bir gün anlarsın beni neden suskunum Dünya içimde konuşurken böyle Bedenimi aşıyor yorgunluğum Karşında oturduğum masalardan dökülüp saçılıyor Bu öyle bir cığlık ki, susuşlar kalıyor geride Ondan öte her söz bir saçmalığı büyütüyor. Adını çoktan unuttun yüzün aklımda Ve bu şiiri neden sana adadığımı bilmiyorum Ama her güzellik nasılsa kendi adını bulur Bunun için ben Gül dedim sana.. Yine de bir çiçeğe bunca yağmur yağarsa Kökleri toprağı saramaz olur Üstüne titrediğim her şeyi yitirmeyi öğrendim çoktan Söylenecek bir tek sözüm kalmazsa Çizerim yüzünü kuşların kanatlarına Her çırpınışta gökyüzüne dağılır Yüzün, hücrelerine varana dek uçuşur. Kağıtların aklığına aşkın tortusu çöküyor Parklar, sokaklar, söylenmiş ya da söylenmemiş sözler Yazdıkça biraz daha unutuyorum seni Ve her yerde düş tacirleri, şiirseviciler Bir şeyleri yorumlayıp duruyorlar aptalca Büyüteçlerle inceliyorlar şu yitik ömrümüzü Ben aşkın son hasatçısı, son peygamber Gülünç, soyu tükenmiı bir varlığı oynuyorum boyuna. Sana artık bir sığınak olsun bu şiir Noterlere ver onaylasınlar - her hakkı saklıdır Düşün, kalemimi sen tuttun yazarken Yeni okula başlayan bir çocuğa yardım eder gibi Öyle acemilikler yaptım ki ben Hiç kalır bu şiir onların yanında ve Nasıl ayaktayım diye şaşıyorum bazen. Görüp göreceği son şey bu şiirdir dünyanın Çığlığımdan arta kalan bunlar olacak Aklımın son kırıntılarını da burada harcıyorum Bundan böyle ibreler hep eskiye vuracak Yakınmıyorum, yerinmiyorum hiçbir şeyle Kalırsa odalarda unutulmuş birkaç şiir Bir yeniyetmen in altını çizeceği dizeler benden Senin adın nasılsa bir gün hepsini tamamlayacak...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
gerçek sevgi - aşkı çözebilmek
*GERÇEK AŞKI BULAMİŞMİŞMİDİR Kİ İNSAN GERÇEK SEVGİYİ KOYABİLMİŞMİDİR Kİ YÜREĞİNE YOKSA HEVESLERİNE Mİ ALET ETMİŞTİR AŞKI ... ASKIN ÇÖZÜMÜ VAR MIDIR Kİ ÇÖZÜLMEYEN BİR DÜĞÜM MÜ YOKSA CEVABI OLMAYAN BİR BİLMECE Mİ AŞK AŞK ACIMIDIR YOKSA YAŞATTIĞI GÜZEL GÜNLERİN ; İNTİKAMINI MI ALIR İNSAFSIZCA VE YOKSA AŞK SEVDİĞİNİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKMAK MI BİR SÖZÜYLE KUŞLAR GİBİ HAVALANIP; BİR SÖZÜ İLE TOPRAĞIN ALTINA GİRMEK Mİ AŞKIN GÖZÜ KÖRMÜDÜR Kİ GERÇEKTEN SEVDİĞİNDEN BAŞKA GERÇEK YOK MUDUR ONUN İÇİN YOKSA SEVİLEN BİR PERDE MİDİR SEVEN İÇİN AŞK BİR BÜYÜ AŞIK OLUNAN BİR BÜYÜCÜ OLABİLİR Mİ ÖYLE OLSADA NİYE BUKADAR ÇABUK BOZULUR Kİ BÜYÜSÜ YOKSA GÖNLÜMÜZÜ SARAN BU DUYGU, BECERİKSİZ BİR CADININ BÜYÜSÜMÜ* alıntı
------------------------------------------------------------------------------------------------------------

#Yokuşlarda Yorulup Kalmış Bir Leylayım...#
*Saatleri hayata kurulu bir genc kiz degilim ben Yetismem gereken bir mutlulugum yok benim..Huzunlerede gec kalinmaz nasil olsa, ne zaman uyanirsam uyanayim vaktidir huzunlenmenin& .... Gunaydin demeye aliskin biri degilim ben Gunlerin aydin kismi ugramaz bana, Hep karanlyk mevsimlerde gecistiririm ben zamani.. Aksam ustlerinde aglar,seher vakitlerinde silerim gozyaslarimi& ..... BEN..Pembelerle grileri,turkuazlarla kahverengileri kiyafetinde butunlestiren, hayatin butun canli renklerini bileklerine taki yapan bir zamane kizi degilim.. Ne giysem siyah gorecek kadar darginim aynalarla.. Ve yuregimdeki karasevda kiyafetime yakisan tek takimdir benim.. .... Veresiye alirim umutlari hayattan, Son kullanma tarihi gecmis olur oysa, yinede oderim borcumu en agitli hayalkirikliklariyla& .... Mutlu biten romanlarin son cumlesinde sevinc gozyaslariyla tebessum eden esaskiz degilim ben.. Ben, hayata dair kurulmus devrik cumlelerin gizli oznesiyim.. Simdiki zamanin omzuma yukledigi kahir yukunu tasiyorken gelecek zamanlarin kederli fiilerine surgun edilen bir gizli ozne.. .... Diline umut dolu sarkilar dolayip,sokaklarda kaygisiz adimlarla hayallerinin hizina yetismeye calisan bir genc kiz degilim ben.. * *Ben; sitemli gufteleri ezberinde tutabilen,hicaz bestelerin yamacinda bekleyenim.. Solyanima yigilip kalan kederin ve kaderin agirligindandir sokaklarda zoraki adimlar atisim.. son kurdugum hayalin cenazesinden geliyorum .. ...Yanagindaki gamzeye Keremsi sevdalar sunulan,bir bakisina baharlar adanmis bir guzel degilim ben.. Ben; saclarinda sonbahar kokusu ve gozlerinden zemheriler akan,talihindeki kara sevdanin yokuslarinda yorulup kalmis bir Leylayim.. Mecnunum olmadi hic !.*
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
zeki demirkubuz sineması üzerine
*türk sinemasının yetiştirdiği en yetenekli ve başarılı yönetmenlerdendir zeki demirkubuz sineması dostoyevski etkisinden kişisel sosyolojik bakış açısına geniş bir yelpazeye sahiptir. filmlerinde genel olarak sıradan insanların yaşam öykülerini aşk acılarını hayal kırıklıklarını masum veya suçlu oldukları noktaları başarılı sinematografik bir dille işler kendisininde özetlediği gerçekten insan ruhunun belgeselini çeken bir sinemacıdır o ama bu kişiler burjuva değil bir sıradan insanlar karakteri genelde acıya ve umutsuzluğa direnmek zorundadır ve zeki demirkubuz karakterlerinin hepsi hayatlarını mahfedecğini bilse bile inandıkları bazı olgular ve imgeler uğruna asla vazgeçmemeleridir buna masumiyet filminde uğur un sevgilisinin peşinden gidebilmek için bir kadının en çok korktuğu olgusunu namusu çiğneyip fahişelik yapmaktan korkmaz ayrıca bekir de uğur için karısı mesleğini bırakıp uğurun peşine düşmesi söylediklerimi ispatlar nitelikte zeki demirkubuz insanların hayatları için yazdıkları senaryolardan da şikayetçidir filmlerinde karakterlerin özgür davranışları bunu ispatlar kadar filminde bekir ve uğur için insanların bağlandıkları her şey önemsizdir ev meslek gibi kavramlar onlar için hiçde önemli değildir özgürdür onlar kuşlar gibi yazgıdaki musa ise hayatı için senatyo yazmak istememekte dünyadaki olaylara hiçbir etkisinin olamayacağını düşünmekte bu yüzden yaşama karşı korkunç bir kayıtsılıkta kalmaktan ve bu kayıtsızlığı yüzünden kendini suçlu hisetmektedir öyle ki kendisini aldatan karısına dahi kızacak cesareti kendisinde bulamaz ve aldatma aşk acısıda demirkubuz un çok işlediği konulardan biridir c blok filminde karı koca arasında ki iletişimsizliği gayet yalın ve çarpıcı işlemişti ve her ne kadar kadın düşmanı bir sinemacı gibi gösterilsede aslında kadınlara çok değer veren bir yönetmen olduğu kanısındayım ki c blok filminde kadınların somutu değil sevgiye aşka olan bitmez tükenmez arayışlarını işlemiştir bekleme odası ise bir nevi biyografidir aslında zeki demirkubuz un hayat hikayesini anlatır ve sarsıcı bir "anti-klastorofobi" filmidir zeki demirkubuz un kişiliği hakkında ip uçları verir izleyiciye en sevdiğim filmlerinden biri olan üçüncü sayfada ise fakir insanların masum aşklarını sarı ışıkların kasvetli ortamlarında işlemesidir zeki demirkubuz sinemasında ki teknik detaylar bile aslında senaryodaki alt metinlere hizmet eder kapanmayan kapılar kimi zaman devlet düzeninde ki bozukluğu kimi zaman da özgürlüğün kaçmanın hayatımızda ki açık kapılardan sadece çıkmak olduğunu simgeler *
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
sana mektup
Resim: http://img2.blogcu.com/images/b/i/r/birbenyanliz/1210019826d20f4003b78bcf82a0bcaadb3bb5c02d.jpg Şimdi başladım sana yazmaya& Belki doğmadan önce, belki öldükten sonra, şimdi işte, şimdi ne zamansa. Nereden başlasam, bittiği yerden mi acaba? Başladığı yerde bitenlerden, bittikçe çoğalanlardan mı yoksa& Duyduğum her ses senin biliyorum, sen bana duyurmak için konuşuyorsun aslında, seni bana duyurmak için bu muamma. Kimsin sen, nerdesin bilmiyorum, sen diye bir şeysin sadece. Sadece sen& ne demeksen? Kendimi bildim bileli bilmiyorum kendimi, ölü şairlerin mısralarında öğrendim bilmemeyi. Unuttuğumuz kadar varız çünkü, bildiğimiz kadar yokuz& bu yüzden işte böyle bilmeden konuştuğumuz. Anlaşılamayan cümleler var ellerimde, yinede ellerim dolu diye yüreğimle yazmıyorum sana, yüreğim dolu diye ellerimle yazıyorum bile bile bilmediğimi& Denizini kaybetmiş kayıp sandallara bindim yalnızlığımla, dalgaları aradım. Sen denizden uzak olsanda bana, denizden ıslak olsanda, seni aradım gözlerimi yumup, kendimi kaybettiğim yollarda. Seni aradım sen olduğunu bilmeden, beni aradık senle ben& Başlayan bir gün kadar uzun sensizliğim, biten ömürler kadar kısa. Yinede başlı başına senim. Seni kaybetmekten çok korkuyorum bulmadan, belki bulmaktan daha çok. Anladığım her şeyde sen varsın çünkü, çünkü çünkülü her cümlede gerekçemsin. Çünkü sensin& Peki neden sen, sen neden biliyor musun? Bildiğim sen nedensiz mi, sensizlik kadar? Her neden sen misin yoksa yaşamak için? Yaşamak sen misin? Sen uçmayı yeni öğrenen serçe yavrususun, uçmama neden. Düşmeme gerekçe yer çekimisin, çeken. Dinlediğimde konuşan, dinlendiğimde koşansın benden& Sen diye bir şeysin sen. Kopan uçurtma kuyruğusun bazen, telefon tellerine değen. Bazen her zamansın, her zaman bazen. Benzettiğim tüm tanımadıklarım, tanıdığımda benzetemediklerim sen. Sen benimsin, benden habersizken. Ben, sen& Senli cümleler çoğalıyor içimde, sensiz kalmıyor içim. Dışım rüzgar güllerine bakıyor, güller rüzgara vehim. İmla hatalarım oluyorsun ister istemez. İster istemez, ben isterim. Şiirler kadar akıcısın, bu yüzden kayıyorsun ellerimden. Bu yüzden adını anmaktaki yüzsüzlüğüm. Sağlığa zararlıdır ibarelerimsin, aynaya her baktığımda gördüğüm. Sana kavak yelleri yolluyorum, henüz başımdayken, başındayken henüz hayatın. Hayatım; seni bebeklere veriyorum elma şekeri gibi, martılara atıyorum. Bilmediğin neyim varsa anlatıyorum seni. Parmak uçlarımsın benim, her şeye seninle dokunuyorum. Seni yazıyorum sana, seninle okunuyorum. Ne desem, ne yapsam sana sokuluyorum. Yağmur yağıyor şimdi, ıslanıyoruz seni düşünürken. Islanıyoruz, sen, ben, kuşlar, çiçekler, sen, sen, sen, tüm evren. Biz oluyorum seni seviyorken. Sabahları ben uyandırıyorum seni, dudağındaki ıslaklık öpücüğümden. Sarılmak istediğinden açılıyor kolların esnerken. Her yanında benim, saçındaki dağınıklık, pijamandaki kırışık, gözlerindeki ışık hep ben. Sebebini bilmeden seviyorum seni, seni bilmeden seviyorum. Nefret ediyorum artık bildiklerimden ve tek seni bilmiyorum. Hatalarım kadar yakınsın bana, günahlarım kadar benden. Gözlerimi yumsam ışık oluyorsun, hiçbir gece uyuyamıyorum senden. Dışarıda ağaçlar anlatıyor seni, duvarda saat. Dursan, zaman duracak gibi, seninle ölsem, hayat. Durdurmaya ramak kalıyor içimden geçen taksileri. Yol bulsam gelemem, kaybolsan bulurum seni. Sana harcıyorum en bakire kelimeleri. Gayri meşru babasıyım artık söylenmemiş cümlelerin, sen anneleri. Anahtar deliğinde yaşıyorum gizli saklı. Pinokyodan yalancıyım, burnumdan uzun. Beni kaybettiğinde bulursun, aradığında yokum. Ben yanındayım çünkü, senim. Seni aradığında bulursun, işte o benim. Küçük harflerle yazıyorum sana, gürültü yapmadan, bozmadan sesli uyumunu. Huysuz ihtiyarlara seni anlatıyorum. Seni düşünürken huzur evinde huzursuzluğum. Bir varmış bir yokmuşum, uyku öncesi hikayelerinde bulmuşum seni. Ya o kulede saçlarını uzatan prensessin, yada seni canavardan kurtaran prens olmuşum. Kimi zaman fark edilmeden yanımdan geçen yabancı gölgesisin. Gölgen yabancı sen değilsin. Gölgen benden tedirgin, ben gölgelerden kıskanç. Sen benimsin& Sensiz hiçbir şey kalmadı artık. Sensizlikte bile sen varsın. Uyuduğumda gözlerime kapanan, uykusuzluğumda rüyamsın. Çayla şeker gibiyiz seninle. Birimiz olmasa yetim kalır demini almış sevinç. Birimiz olmasa geriye kalan koskoca hiç& Senle başlayan cümleleri bitiremiyorum bir türlü. Ölene dek durmadan yazsam sana, son tadan ben olurum ölümü. Ölesiye acıktım kendime, susuzluktan boğuluyorum. Susamlı can simidimsin benim, yüzemezken karnımı doyurduğum. Küçük kara bir civcivdi çocukluğum, kalabalık pazarlarda hırpalanan. Haylaz oğlanların ellerinde katledildim durmadan. Kimseler acımadı benim acıdığım kadar, kimseler bilmiyordu, acıydı aslolan. Çocukça korkularım var, oldum olası korkuyorum. Karşı balkonda elbise silkse komşu kadın, kıyamet koptu sanıyorum. Her ateş edildiğinde vurulan benim, durmadan kanıyorum Sen diyorum yine, ağız dolusu kusar gibi istemeden, sen. Neyim kaldıysa elimde, yada kaybettiğim neyim varsa, senden. Arkadaş sohbetlerimsin, en sıkıcı tavla partilerim. Son anda mars olmaktan kurtaran düşeşimsin benim. Sadece nakaratını bildiğim şarkılar gibisin. Tek sesli korolarda söylenirken ismin, dinlesem. Kekelesem söylerken, se se sen& bu şiir hiç bitmeyecek. hep yazılacaksın sen bittiğinde öleceğim, öldüğümde biteceksin zaten. Yeri bilinmeyen gizli bir gömüsün, haritan ben. alıntı
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
aşkın düşer sol yanıma
*Güneşler dönerken gözlerinin bakir koyaklarında Dilindeki özleyişlerin cemreleri düşüyor şiirlerime Göğümde bulut, ırmağımda su, toprağımda sevinçle Ruhundaki şarkılarla çoğul sevinçlere doluyorum ben Bütün acıların öğütüldüğü bir değirmende bile sevdayı gözler yorgun yürek. Yaşamın gizli bahçelerinde tüm sancılar bir gülden alır can suyunu bebeğim. Ak düşen saçlarımı okşarken, sür dudaklarını seni seven gönlüme. Gözlerini aydınlığıma çevir ve çıkar gönlünü sıkan askılarını bu gece bedeninden. Bir sevdanın direnç kapsüllerini tüketti zaman. Bardakta rakı, tabakta kavunla nuru dişledi adam. Gönül labirentte aşkı buldu, nur bekleyişlerle yoruldu. Şiir küstü kağıtlara pusulasız, ihanet geceye sarıldı duldasız. Kadın içlendi, adam zevkle inledi, bardak kırıldı, tabaktaki kavun tutkuya dönüştü, mum söndü, gece bitti. Alnımdaki kader yazgılarına gülüşünün ahengini işlemiş tanrı. Yalnız senin olduğun bir dünyada yaşamak mutlulukların en ulaşılmazı. Seni sevmek ölümsüzlüğün en tarifsiz tadı kadınım. Günlerinin sağrısından düşen hüzün damlalarında bile seni düşündüm gül dudaklım. Sesin can suyum, vefan avucumdaki umudumdu. Seni sardım gönlüme yüreğim acıyınca. Sevdam aşkınla anlam buldu özleminin her anında. Ağrısını yürekten sağan dudak bükümlerinde sen ve ben kaldırım yalnızlığımızı adımlarız, biçare düşlerimizle. Mutluluk elim sendelerimizle çocukluğumuzu dişleriz şiirlerimizde. Kapıdan girmesini dilediğin vefa, sokakta seni kollayan kabadayı bir eda ve yatağında saçlarını ve gönlünü okşayan sefayım ben. Ruhundaki ölümsüz şarkıya güfte, yaşamının her anında seni saracak kutsal bir beste olmayı diliyorum yüreğimin sol ağrısı. Gölge düşüşlerine sarılınca bahar, havalanır şiirlerimin ovalarına kuşlar. Fırtınaların kuytulara çekildiği dağlarda yaman hasretlerle yankılanır şarkılar. Sevdamızın sürgünleri büyüyor menekşe kokulum, geceler seninle aşkıma ruhuna dolar. Adımlarının yorgun tıpırtılarında özlemli bir gece düşer yüzünün zülfüne. Hayatın bütün yükünü sırtlayıp omzuna, geçersin sinsi kalabalıklardan yürekli şarkılarla. Ben suya düşürdüğün sevda gülüşünle seni tanımların nurlu resimlerinden. Ellerine şiirler karalar, dudaklarını sevdamla aralarım. Her anlatımın doyumsuz nöbetlerinde şiirler dökülür katran karası gecelerden gündüzlere. Sevdanın mayınlarından geçince yürek, aşkın kanlı çitlerinde yüreğini dinler. Umutların alıcı beklediği köhne pazarlarda tependeki güneşle, ruhundaki şiirlerle bir başka döner bu anlamsız küre. Gönlündeki ışığın kapılarını aralayan kandil yansımalarıyla, ferahlar giyindin bu gece bedenine. Avuçların umuda açıldı ve gönlüne huzurlar saçıldı. Bugün yeniden doğuş olsun şiirimizin adı, yenilenmiş bir sevdayla çalsın gönlümüzün sevda çanları. Sessizliğe gömülüp çakıl taşı umarsızlığımızın yorgun saatler düşüdür anımsadığımız. Kurgulu hayallerimizin ertelenmiş saatleri hızla atlarken zamanı, biz dizlerimizde yuvarlanmış, içimizde dinlenmiş duman iksirlerin keyfiyle çakır olmayı dileriz. Göğsümüzdeki ruh çarpıntılarından sevdamızı süzer, sancılı bir günün sabır tasından kana kana aşkı içeriz. Kırmızıdır yaşam oysa gül bakışlım, biz bize yandıkça acıların sarmalını şiirlerle geçeriz. Suların okşadığı bedeninden kopup gelen terli özleyişlerle dudağın değer çakır keyif heybetime. Un ufak edip evrenin bütün eksik yaşanmışlıklarını dalarım amberli koynuna. Kollarında kaplan gürlemeleriyle inler, ruhundaki emsalsiz saraylarda gladyatör gürzü olurum. Mışıl mışıl uykularında bir tanem, ben seninle aşkın en bilgesi, senin sevdanla hiç bitirilemeyecek bir öykünün kutsal dizesi olurum.*
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yok(ol)uşların direnci kurşunlanmış yürüyüşlerinde belalı başım
*Resim: http://img147.imageshack.us/img147/2892/ak17dj0.jpg Yok(ol)uşların direnci kurşunlanmış yürüyüşlerinde belalı başım Küçük metinler halinde coşarken şiir soluklu sevdam, büyük savaşların kanlı yıkımları kaldı meydanlarda& Sınırları mayın döşeli coğrafyamın,gittikçe daralan çemberinde örselendi,yorgun adımlarım.. Şimdi sazın tellerinde kendini asan acılara sahip,dilimdeki türküler& Bana kendini anlatma !... Gülüşün (s)aklayamaz yan(ıl)gınların yakıcılığını Gecenin ayışığı vurmuş ihanetinin yüzüne ne yana yürüsem yalınayak eylem adımlarıyla, Kayıp ilanı asılı duvarlar barikat kuruyor yürüyüşlerime, fail-i meçhul (k)ayıpların hükümsüz kalmış dosyaları&kursağımda soğuk cesetler taşıyorum& Oysa Senin için söylerdim; Tutsaklığımın o lirik,o yokuşlar çıkan ezgisini. kıskançlık çizerdim duvarlarıma yokluğunda& Şimdi kanatları çekilmiş güvercinlerin uçamayışlarını bölüşüyorum taş bahçemde& saçlarımda beyaza dönmüş kızıllıklar savruluyor soğuk rüzgarlarda& Bakma öyle yüzüme !...Savurdun işte yeditepeden aşağı düşlerimi& yüzüme çarpan mezar taşlarıyla uyanıyorum sabah& Göğüs kafesimde çoğalıyor bir ölünün yalnızlıkları& Sanık sandalyesine oturtulmuş düşlerimin öfkeli telaşında, yine yangın yeri satırlarım Bıçağın kemiğime dayandığı kuşatılmış gecelerimin, hüzün vardiyalarında kaybettim gülüşlerimi... Kalın duvarlarla ayırdım hayatımı herşeyden... Artık eski bir tren yolculuğudur gözlerim,garların grisinde& yalnız... Hangi sevincin boynuna sarılsam ,kısa kaldı kollarım (s)arınmalara... Namluya sürülü son hecemi de tetikliyorum boşluğa& Kaç ağlamak gömdüm ihanet kızılı şafaklara ,kimse bilmez.. Acıyı ilk senin gözlerinde görmedim ki !... Dizlerimin üstünde savaştı hep uslanmaz direnişim.. Yenilgilerimi kendi zaferi sayanlarla eşdeğer mi yüreğim ? Ben kontra mevsiminde voltaladım,yüreğimin dar sokaklarını& Takarrof mermisiyle ensesinden vurulmuş Fail_i meçhul acılar taşıyorum sol yanımda&Ölümlerden öfke biriktirdim isyanıma& Bu yüzden avazım çıktığı kadar bağırıyorum tiz sesimle; Ensesinden vurulmuş zaferler yıldıramaz insanca sevgimi& İlla ki göğsünden vurulacak&İlla ki göğsünden& Git artık !... Gözlerin de onaramaz kırılgan öfkemi*
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Belki gözlerime yağarsın diye...
*Sitemli bakışların dikildi gözlerime Yoksa sana ihanet mi ettim? Belki baharın en huzurlu sesine aldanmıştım Belki beni çağıran o muzip çocuksu gülüşüne Belki de hiç bitmeyecek sandığım mutluluk oyununa Aldandım... Kazanan sendin kaybeden ben... Çamuruna yüz sürerek geldim... Aldandım... Güneş hep kızıl olur sandım Kızıllığı gün gelir çölleri kavururmuş bilemedim. Kuşlar hep öter sandım Gün gelir terk-i diyar edermiş onlarda bilemedim. Sendin zifiri karanlıkta beni yalnız bırakmayan Kimsesiz sokakların, sokak lambaları altında Senmişsin yanımdan ayrılmayan... Göklerinden sağanak sağanak yağarken, ben Yüzüne bakamıyorum mahcubum... Oynadığım mutluluk oyunuyla ben, Kapında eziğim... Çamuruna bata çıka geldim, Belki beni affedersin diye... Belki gözlerime yağarsın diye... * alıntıdır***
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
prof ve öğrenci
olay bir üniveristede prof ve öğrencisi arasında geçer.Öğrenci yemekhanede boş yer bulamadığı için profesörün yanına oturu.Profesör bu druumu kabullenemz ve öğrenciye -öküzlerle kuşlar aynı masada oturamaz der öğrenci hiç bozuntuya vermeden -ozamn ben uçayım diyerek kalkar.profesör bu durumu içine sindiremeyince öğrencinin sınavdan kalması için elinden geleni yapar fakat öğrenci soruları eksizkiz cevaplandırı.bunun üzerine profesör öğrnciye sana bi soru soracağım der -yolda karşına iki kese çıktı birinde akıl birinde para var hangisini alırdın? -parayı der. profesör ben aklı alırdım der öğrenci cvbı heemn yapıştırır -insan neye ihtiyaç duyarsa onu alır. çıldırmak üzeredir profesör ve öğrencinin sınav kağıda kocaman harflerle ÖKUZ yazar öğrenciye veriri öğrenci sınav kağıdının alıdıktan bi kaç dk sonra prof odasına girer - hocam imzanızı atmışsınız ama notum nerdee:):):)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yarası içinde saklı bir bedenin son duaları&
*Yar... bakma gözlerime öyle..Göremezsin orada savaştan öte bir şey.Okunmaz bende mutluluğun izi..Saçlarımdan süzülür ayrılığın tadı.Gitmeler yer tutmuştur yüreğimde, hasret delip geçmekte ruhumu.. Ve aklım terk etti beni, senin ardından.. * *Yar...susma bana öyle , bir şey de..gel de geleyim, git de gideyim.Ama batırma içime bu sessizliği..* *şimdi hangi şehre sığınırım, hangi kapılarda bulurum izini& * *Hayat küsmüş, seninle basıyor üstüme, ölüm uzuyor içimdeki yollara. Ve ben yavaş yavaş düşüyorum gidişine astığın uçuruma& Şimdi ne okunur, ucuna kan bıraktığın dudağımda. Gözlerime yuva yapmış hüzün kırıkları, bata çıka yaşıyorum bu koca yalnızlığı&En keskin susmalarda öldürdün beni,harflerimi de adıma gömdün. Kara yazılarda okudum hikayemi..* *Duvarlarda çürüdü parmak uçlarım.Soğuk bir hücre ayazına gömdüm, yüzümde açan gölgeni&* *Yar... durma öyle uzakta, öteden estirme ayrılık rüzgarını.Hazan değdirme yaralarıma.Şimdi yalvarışlar dizilmiştir gözlerime, yüzüme bir bıçak gibi bakma ! Vurma içime bu soğuk sabahı.Unut gecenin en derin yaralarını.Varlığınla ört yüreğimi, uykuma geçit ver.Solgun düşler derledim yarına, saklımda büyüttüm ismini..* *Yokuşlara dayanmaz ömrüm,idam et bu ayrılığı.* *Yol ver gideyim, içimin en titrek yanına seni nöbet bileyim.hem daha mı çok benden kanayan yaraların?Bir yol ver,bir şey de ama susma !* *İniltisinden durulmaz yoksa bu ayrılığın.Ve dokunmaz ellerim sana, sen aldırmasan da&* *Gözlerindeki kor acıtmasın yüreğimi, ben unuttururum varlığımı& **Yar... yakma bu sonbahar düşkünü hayatımı,gömerim geçmişe adımı.Ama bitmesin bu ayrılığın son mısraları.Çünkü bu ;yarası içinde saklı bir bedenin son duaları&* *alıntı*
------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sayfa : 1 2 3 4 5 6 7 8 9


hosting
eXTReMe Tracker